Suna KAYIKCI
Suna KAYIKCI

Köşe Yazarı

İyi Niyetin Görünmez Talanı: Yakınlarımız Bizi Nasıl Tüketiyor?

7 dk okuma

İçimizdeki Merhameti Vuran Görünmez Hırsızlar: İyi Niyetin İstismarı"Birine yumuşak karnınızı göstermek zayıflık değil, 'sana güveniyorum' demektir. Ancak merhametin ödülünün suistimal olduğu bu düzende; fedakarlıklarınız başkalarının konfor alanı, şefkatiniz ise en yakınlarınızın sermayesi haline gelebilir."

İyi Niyetin Görünmez Talanı: Yakınlarımız Bizi Nasıl Tüketiyor?

Geçenlerde bir kahvecide, yan masadaki iki yaşlı kadının sohbetine istemeden misafir oldum. Biri, gözleri dolarak şöyle diyordu: "Yıllarca yemedi yedirdi, içmedi içirdi derler ya, ben tam da onu yaptım.

Evladıma da, kocama da, kırk yıllık dostuma da hep canımdan üfledim.

Ama bugün anlıyorum ki, ben onların hayatını kolaylaştırırken kendi ömrümü bir hiç uğruna tüketmişim.

 

 Şimdi işleri bitti, hepsi kendi yolunda; bana kalan ise sadece koca bir yorgunluk...

"Bu sözler, günlerdir zihnimde dönüp duruyor. İnsanı insan yapan en yüce duygular; şefkat, güvende hissetme arzusu ve karşılıksız sevebilme yeteneğidir.

 

Ancak modern dünyanın ve çarpık insan ilişkilerinin en ağır yaralarından biri, tam da bu temiz duyguların birer hedef tahtasına dönüştürülmesidir. Bugün bağ kurduğumuz insanlardan en çok duyduğumuz serzeniş, fiziksel bir şiddete değil, ruhu yavaş yavaş eriten bir adaletsizliğe çıkıyor:

 

 Kullanılmak, sömürülmek ve duygularla oynanması.İnsanın maddi ve manevi olarak kullanılması, çoğu zaman hayatımıza sinsi bir sevgi gösterisi ya da hayranlık uyandıran bir maskeyle girer.

 

 Karşımızdakine içimizi açtığımızda, aslında ona bizi nereden vurabileceğine dair gizli bir harita veririz. Birinin zaafını ve şefkatini kullanmak, sadece o kişiye yapılmış bir haksızlık değildir; toplumun damarlarındaki güven duygusuna sıkılmış bir kurşundur.

 

Çünkü şefkat, bittiği yerde insanlığı da beraberinde götüren çok hassas bir hazinedir.

Bir insanın iyi niyetini basamak olarak kullananlar, sömürdükleri kişinin sadece vaktini ya da parasını çalmazlar. Onların geleceğe dair inançlarını, insanlara olan güvenini ve en acısı, kendi temiz kalplerine olan saygılarını çalarlar.

 

 Sırf birini seviyor ya da ona kıyamıyor diye sınırlarını esneten bir ruh, günün sonunda kendini değersizleştirilmiş ve duygusal olarak iflas etmiş bir hâlde bulur.

 

 Birinin şefkatinden faydalanarak elde edilen her kazanç, aslında ahlaki bir kayıptır.Unutmamak gerekir ki, bir insanın zaaflarını bilip onu oradan yönetmeye çalışmak bir zekâ gösterisi değil, karakter noksanlığıdır.

 

 Birini "kullanabiliyor" olmak, sizin güçlü olduğunuzu değil, karşınızdakinin sizi ne kadar insan yerine koyduğunu gösterir. Kendimizi bu görünmez sömürüden korumak ise zalimleşmekle değil, sağlıklı sınırlar çizmekle başlar. Şefkatimiz bir başkasına zırh olurken, bizi açık hedef hâline getirmemelidir.

 

Hayatın en ağır yükü, taşınan çuvallar ya da ödenen faturalar değildir bazen. İnsanı en çok yoran, sırtında taşıdığı o devasa "iyi niyetin" bir gün dönüp kendisini vuran bir silaha dönüşmesidir. Bugün köşemde, adını koymakta zorlandığımız ama ruhumuzda derin morluklar bırakan bir sessiz salgından bahsetmek istiyorum: Sürekli merhametin, şefkatin, maddi ve manevi tüm varlığın en yakınlarımız tarafından sömürülmesi.

 

İnsan, doğası gereği bağ kurmaya, inanmaya ve şefkat göstermeye programlı bir canlı. Ancak trajik olan şu ki; bizi en çok yabancılar değil, canımızdan sayıp hayatımızın tam merkezine koyduklarımız tüketir.

 

 Maddi ve manevi sömürü, uzaktan gelen bir tehdit değildir; genellikle en korumasız olduğumuz yerden, en sevdiklerimizden gelir.

 

Her Rolün Farklı SömürüsüBu hayatta maskeler değişir ama şefkat asalaklarının taktiği hep aynı kalır:Bazen evlat kullanır:

 

 Anaç ya da babacan damarınızı bilir. "Hayır" diyemeyeceğiniz o tek noktayı keşfetmiştir.

 

Sınır tanımayan istekleri, bitmeyen bütçe açıkları ve sorumluluk almaktan kaçan tavrıyla merhametinizi bir ömür sömürür. Sırf evlat sevgisi yüzünden, onun hatalarının faturasını ödemeyi bir görev sanırsınız.

Bazen sevgili ya da eş kullanır: İlişkideki kaybetme korkunuzu, ona olan sevginizi ve fedakarlığınızı arkasına rüzgar yapar. Kendi konforu, kariyeri ya da egosu için sizin hayallerinizi, paranızı ve duygusal enerjinizi sessizce içeride eritir.

 

 Kendinizi sürekli onu alttan alırken, idare ederken ve günün sonunda hep suçlu hissederken bulursunuz.Bazen de arkadaş kullanır: Sadece dert dinleme istasyonuna çevrilirsiniz.

 İyi gününde başkalarıyla eğlenen dostunuz; işi düştüğünde, bir borç krizinde ya da ağlayacak omuz aradığında ilk size koşar.

 

Sizin şefkatiniz onun acil yardım butonudur; işi bitince bir sonraki krize kadar rafa kaldırılırsınız.

 

Zaaf Değil, EmanetÇoğu zaman suistimal edilen kişiye "Çok safsın, zaaflarını açık ediyorsun" diye çıkışılır. Oysa birine zaafını, yumuşak karnını göstermek bir zayıflık değil; "Sana güveniyorum, buradan beni vurmazsın" demektir.

 

 Birinin zaafını öğrenip onu oradan yönetmeye çalışmak, kelimenin tam anlamıyla bir ruh işgalidir.Karşınızdaki kişi sizin yalnızlık korkunuzu, suçluluk duygunuzu veya sadece her şeye "evet" diyen o merhametli kalbinizi keşfettiği an, sömürü çarkları dönmeye başlar.

Sizin şefkatiniz, onların en büyük sermayesi olur. Siz iyileştirmeye, yetmeye ve yetiştirmeye çalıştıkça, onlar hoyratça tüketmeye odaklanır.

 

Günün sonunda aynaya baktığınızda hissettiğiniz o büyük boşluk, harcanan paradan ya da zamandan ziyade, duygularınızla oynanmış olmasının verdiği o keskin aldatılmışlık hissidir.

 "Ben bunu en yakınımda nasıl göremedim?" sorusu, insanı için için kemirir.Sınır Çizmek, Sevgisizlik DeğildirSevgili okurlar, şefkatli olmak bir meziyettir ama bu şefkati bir sömürü aracına dönüştürenlere —kim olurlarsa olsunlar— dur demek bir zorunluluktur.

 

Birinin hayatını kolaylaştırırken kendi hayatınızı cehenneme çeviriyorsanız, orada fedakarlık değil, suistimal vardır.

 

Unutmayın; sınır çizmek karşı tarafa yöneltilen bir nefret okali değil, kendi ruhunuzu koruma kalkanıdır. Evlat da olsa, eş de olsa, en kadim dost da olsa; merhametinizi zayıflık sayan ve sizi sadece işi düştüğünde hatırlayan insanlara verilen her ödünç duygu, kendinizden çaldığınız bir gelecektir.

 

 Hayat, duygusal asalaklara harcanmayacak kadar kısa ve sizin şefkatiniz, onu sömürenler için değil, değerini gerçekten bilenler için çok kıymetlidir.

 

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.