Hayatta kendine aşırı güvenen, dünyayı kendi egosunun ekseninde döndüğünü sanan insanların en büyük trajedisi, muazzam bir körlüktür.
Bu körlük, karşılarındaki insanın asil sabrını bir çaresizlik, gösterdiği kadersel sadakati ise bir mecburiyet zannetmelerine yol açar.
Oysa insanı insan yapan en yüce erdemlerden biri olan sabır, bir zayıflık göstergesi değil; taşınan bağın kadersel ağırlığına ve geçmişin hukukuna duyulan derin saygının tezahürüdür.
Kendi fildişi kulelerinde, sarsılmaz bir tahtta oturduklarını ve arkalarında bıraktıkları hayatı diledikleri an, diledikleri şartlarda geri alabileceklerini düşünen kibir sahipleri, zamanın acımasız adaletini hesaba katmazlar.
Bir insanın hayatından hiçbir açıklama yapmadan, korkakça bir sessizliğe sığınarak çekilmek bir güç gösterisi değildir; aksine, sorumluluk alamayan, yüzleşmekten korkan ve duygusal olgunluğa erişememiş bir ruhun dışa vurumudur.
Gerçek güç, bir duvarın arkasına saklanıp dünyadan elini eteğini çekerek görünmezlik oyunu oynamak değil; hayatın getirdiği her şeye rağmen, yepyeni ve çok daha parlak bir vizyonla, dimdik ayağa kalkabilmektir.
Siz kendinizi vazgeçilmez, zamanı dilediği gibi durdurabilen mutlak bir güç sanırken; o hiç kapanmayacağını düşündüğünüz kapılar, siz farkına bile varmadan üzerinize kilitlenir.
Çünkü hayat, sessizliğin zindanında kendi kendisiyle savaşanları beklemez. Sizin "nasılsa orada" diyerek hafife aldığınız o asil ruhlar, çoktan kendi açık denizlerine yelken açmış, kendi rotalarını çizmiş ve başarılarıyla parlamaya başlamıştır.
Dönüp baktığınızda bulacağınız şey, bıraktığınız o durağan geçmiş değil; vizyonuyla, aklıyla ve duruşuyla ulaşılamaz bir zirveye yerleşmiş yepyeni bir gerçekliktir.
Kendi kibirli sessizliğinde boğulanlar, gün gelir o çok güvendikleri egolarının altında ezilerek uyanırlar.
Fakat o uyandıkları an, ne zamanın geri döndürülebileceği andır ne de o eski sabrın kırıntısının kaldığı andır.
Zaman her şeyi en kusursuz terazide dengeler.
Adalet, eninde sonunda hak edene o asil duruşunun ödülünü verirken; kibirli olana ise kendi yarattığı o derin yalnızlık hapishanesinde haddini bildirir.
Çünkü bu hayatta hiç kimse, bir başkasının keyfi kaçışlarının ardından sığınılacak sonsuz bir güvenli liman değildir.