Suna KAYIKCI
Suna KAYIKCI

Köşe Yazarı

Cellat ile Kurbanın Ölümcül Dansı

5 dk okuma

Biri sömürmek için can atar, diğeri ise sömürülerek değer görmek ister. Kendini hiçe sayarak başkalarının kapısında harcanan bir ömürden geriye sadece güvensizlik kalır. Ancak hayat, yıktığı yerden insanı yeniden filizlendirmeyi de bilir."

Cellat ile Kurbanın Ölümcül Dansı

Hayatta bazı karşılaşmalar vardır ki, adına ne aşk denebilir ne de ilişki. Bu, sadece iki hastalıklı ruhun birbirini yok etme sürecidir.

 

Gözü sürekli dışarıda olan, doymak bilmez bir bencillikle beslenen insan ile mutluluğu herkese koşmakta, kendini feda etmekte sanan kişi yan yana geldiğinde ortaya bir sevgi hikayesi çıkmaz.

 

 Bu, cellat ile kurbanın ölümcül dansıdır.

Bencil insan, avını çok iyi seçer.

 Herkese koşmayı, kendini hiçe saymayı erdem zanneden o fedakar ruhu gözünden tanır.

 Biri sömürmek için can atar, diğeri ise sömürülerek değer görmek ister.

Bencil olan, doymak bilmez istekleriyle sürekli talep eder; elindekiyle asla yetinmez, gözü hep kapının ardındaki sahte ışıklardadır.

 Herkese koşan ise onun tek bir gülüşü, tek bir onayı için kendi dünyasını yakmaya hazırdır.

Bu trajedide en acı olanı, kurbanın körlüğüdür.

 Bencil insan dışarıda yeni heyecanlar arayıp sadakatsizliğin sınırlarında gezerken; fedakar olan, hatayı sürekli kendinde arar.

 "Daha fazla koşarsam, daha çok seversem gözü benden başkasını görmez" yanılgısına düşer.

Kendi hayatını, gururunu ve benliğini bu bencil ruhun ayakları altına serer.

 Herkese "evet" derken, kendine nasıl "hayır" dediğini, nasıl yavaş yavaş silindiğini fark etmez.

Sonuç kaçınılmaz bir yıkımdır.

Bencil olan, sömürecek bir şey kalmadığında, o fedakar insanı içi boşalmış bir kabuk gibi kenara fırlatır ve yeni avlara yelken açar.

 

Herkese koşarken kendi evinde, kendi içinde kaybolan o yorgun ruh ise elinde kocaman bir hiçle baş başa kalır.

Biri vicdansızlığının, diğeri ise sınırsız tavizlerinin bedelini ağır bir yalnızlıkla öder.

İşte bu yıkımdan geriye kalan o ağır yalnızlık, normal bir yalnızlık değildir; bir ruhun felç olmasıdır.

 Bu süreçten çıkan insan, bir daha asla eski neşesine ve saflığına dönemez sanır.

Kalbinin kapılarını ardına kadar kapatır.

 

 İçindeki inanç öyle bir sarsılmıştır ki, artık bir daha kimseyi sevemez, kimseye güvenemez hale gelir.

 Karşısına dünyanın en dürüst insanı bile çıksa, o hep bencil celladının gölgesini görür.

 

Güven duygusu, o hoyrat ellerde bir kez kırılmıştır ve kırılan bir aynada hiç kimse bir daha kendini tam göremez.

Sevgiyi herkese koşmak sanan o temiz yürek, artık kimse için kılını bile kıpırdatmak istemeyen buzdan bir kaledir artık.

Peki ya o gözü dışarıda olan cellada ne olur?

 Hayat onun da hesabını er ya da geç keser.

Bencilliğin en büyük laneti, hiçbir zaman doyamamaktır.

O daldan dala konarken, aslında hiçbir yerde kök salamayacağını fark etmez.

Yaşlandıkça ve o sahte pırıltıları söndükçe, etrafında sömürecek kimsenin kalmadığını görür.

 Herkesi tükettiği için, günün sonunda kendisi de bir tüketim malzemesi gibi kenara atılır.

 

 Çevresindeki herkes onun gerçek yüzünü görüp uzaklaştığında, bencil insan kendi yarattığı o karanlık ve buz gibi soğuk yalnızlığın içinde boğulur.

Gerçek sevgiyi ve sadakati bir hiç uğruna harcamanın bedelini, ömrünün sonuna kadar kimsenin gerçekten değer vermediği, yapayalnız ve zavallı bir gölge olarak öder.

 

 İlahi adalet, onun doymak bilmeyen gözlerini kalabalıklar içinde yapayalnız bırakarak doyurur.

 

Fakat kurban için unutmamak gerekir ki; hayat, yıktığı yerden insanı yeniden filizlendirmeyi de bilir.

 

 Umut, en zifiri karanlıkta bile her daim oradadır ve sessizce sırasını bekler.

Gün gelir, o buzdan kalenin duvarlarına sabırla, emekle ve içtenlikle dokunacak biri mutlaka çıkar.

 

 Karşılık beklemeden, sadece o yaralı ruhu iyileştirmek için yaklaşan, adımlarıyla güven veren gerçek bir yürek elbet o kaleyi yeniden kazanır.

 

Buzlar erir, kırılan aynanın parçaları sevginin şifalı ellerinde yeniden birleşir. İnsan yeniden güvenmeyi, yeniden sevmeyi ve en önemlisi bu defa kendini feda etmeden doğru sevilmeyi öğrenir.

 

Kendini hiçe sayarak başkalarının kapısında harcanan bir ömür, büyük bir dersle son bulur.

 Başkalarının hayatını kurtarmaya çalışırken kendi hayatını sessizce çöpe atanlar, günün sonunda celladının elinden kurtulmayı, küllerinden doğmayı ve hak ettiği o temiz sevgiyi kucaklamayı elbet başarır.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.