Anadolu Düşünce ve Strateji Merkezi (ASTEM) olarak, ülkemizin yıllardır ağır bedeller ödediği terör sorununun tamamen sona erdirilmesini, silahların kesin ve kalıcı biçimde bırakılmasını, gençlerin dağa çıkmadığı, annelerin evlatlarını kaybetmediği ve Türkiye'nin huzur ve güven içerisinde geleceğe yöneldiği bir dönemin başlamasını elbette istiyoruz.
Ancak bu hedefe ulaşılırken atılacak adımların hukuk devleti, adalet, eşitlik, yargı bağımsızlığı, hesap verebilirlik, toplumsal vicdan ve millî birlik ilkeleriyle uyumlu olması gerektiğine inanıyoruz.
Kamuoyuna yansıyan düzenlemeler, kapsamı ve doğurabileceği sonuçlar itibarıyla yalnızca bir kanun değişikliği olarak değerlendirilemez. Bu süreç; terörle mücadeleden ceza hukukuna, mahkûmiyetlerin ve hak yoksunluklarının geleceğinden toplumsal bütünleşmeye kadar Türkiye'nin tamamını ilgilendiren tarihî sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Böylesine önemli bir düzenlemenin kamuoyunda yeterince tartışılmadan ve milletvekillerinin teklifin bütün maddeleri ile muhtemel sonuçlarını değerlendirebilecekleri yeterli bir zaman ve bilgi ortamı oluşmadan çok kısa bir süre içerisinde Meclis gündemine taşınması, demokratik katılım ve karar süreçlerinin şeffaflığı bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Buradaki amacımız hiçbir milletvekilini itham etmek değildir. Aksine, milletvekillerimizin böylesine tarihî bir konuda, parti gruplarının siyasi kararları ve Meclis çalışma şartlarının oluşturabileceği baskılar altında kalmadan, özgür iradeleriyle ve yeterli bilgiye sahip olarak karar verebilmelerini önemsiyoruz.
Çünkü bugün verilecek bir oy, yalnızca güncel bir siyasi tercih olarak kalmayacak; gelecekte Türkiye'nin hukuk düzeni, toplumsal barışı ve millî güvenliği bakımından sonuçları tartışılacak tarihî bir karar olacaktır.
Bu nedenle böylesine ağır bir sorumluluğun yalnızca milletvekillerinin omuzlarına bırakılmaması, kararın mümkün olan en geniş demokratik meşruiyet zeminine taşınması gerektiğini düşünüyoruz.
MİLLETİN DOĞRUDAN İRADESİNE BAŞVURULMALIDIR
Anayasa ve ilgili hukuk çerçevesinde mümkün olması hâlinde, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bu kapsamlı düzenlemelerin referanduma götürülmesini teklif ediyoruz.
Milletin tamamını ilgilendiren böylesine tarihî bir konuda, yalnızca Meclis çoğunluğuna dayalı bir karar yerine doğrudan milletin iradesine başvurulması; hem kararın meşruiyetini güçlendirecek hem de tarihî sorumluluğu yalnızca milletvekillerinin üzerine bırakmayacaktır.
Millet kabul ederse karar doğrudan millet iradesiyle şekillenmiş olacak, reddederse bunun gereği yerine getirilecektir. Her iki durumda da ortaya çıkacak sonuç, Türkiye'nin ortak iradesinin sonucu olacaktır.
Referandum talebimizi herhangi bir siyasi partiye veya siyasi aktöre karşı bir tavır olarak değil, demokratik katılımı, toplumsal mutabakatı ve meşruiyeti güçlendirecek bir güvence olarak görüyoruz.
ADALET VE TOPLUMSAL VİCDAN GÖZ ARDI EDİLMEMELİDİR
Türkiye, terör nedeniyle on binlerce insanını kaybetmiş; şehitlerimizin, gazilerimizin, hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ve ailelerinin ağır acılarını yaşamıştır.
Bu nedenle terörün sona erdirilmesi ile geçmişte işlenen ağır suçların hukuki ve vicdani sorumluluğunun ortadan kaldırılması birbirine karıştırılmamalıdır.
Silahların bırakılması Türkiye'nin kazanımıdır. Adaletin zedelenmesi ise bu kazanımın bedeli olmamalıdır.
Kasten öldürme ve benzeri ağır suçların, terör örgütünün silah bırakması gerekçesiyle hukuki ve vicdani sorumluluk alanının dışına çıkarılması, toplumun adalet duygusunda derin yaralar açabilir.
Aynı şekilde, yargı kararlarının sonuçlarını idari kurulların belirleyebileceği veya değiştirebileceği düzenlemeler; yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı bakımından açık ve tatmin edici biçimde gerekçelendirilmelidir.
Terör suçları bakımından getirilecek özel düzenlemelerin kanun önünde eşitlik ve objektiflik ilkelerine uygunluğu ortaya konulmalı; süreçte görev alan kişi ve kurumların hesap verebilirliğini ortadan kaldıracak sınırsız sorumsuzluk düzenlemelerinden kaçınılmalıdır.
Öte yandan geçmiş dönemlerdeki siyasi çatışmaların mağduru olduğunu ifade eden ve doğrudan ağır şiddet eylemlerine katılmadığı hâlde cezaevinde bulunan insanların durumları da adalet ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde ele alınmalıdır.
Çünkü adalet, kimden yana olduğuna göre değişen bir kavram değildir.
ASTEM OLARAK ÇAĞRIMIZDIR
Anadolu Düşünce ve Strateji Merkezi olarak;
- Terörün tamamen sona erdirilmesini ve silahların kesin ve kalıcı biçimde bırakılmasını destekliyoruz.
- Ancak bu hedefe ulaşmak adına hukuk devleti, adalet, eşitlik, yargı bağımsızlığı ve hesap verebilirlik ilkelerinden taviz verilmemesi gerektiğini savunuyoruz.
- Düzenlemenin bütün maddelerinin ve muhtemel sonuçlarının kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde ortaya konulmasını istiyoruz.
- Milletvekillerinin ve kamuoyunun yeterli bilgiye sahip olmadan, kısa süre içerisinde tarihî sonuçlar doğurabilecek bir karara yönlendirilmesinin demokratik katılım ve şeffaflık ilkeleri bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
- Ağır suçların hukuki ve vicdani sorumluluğunun ortadan kaldırılmamasını; yargı bağımsızlığı, eşitlik ve hesap verebilirlik ilkelerinin korunmasını talep ediyoruz.
- Türkiye'nin geleceğini ve toplumsal bütünleşmesini doğrudan ilgilendiren bu tarihî düzenlemelerin, mümkün olan en geniş demokratik meşruiyet zeminine taşınmasını ve milletin doğrudan iradesine, yani referanduma başvurulmasını teklif ediyoruz.
Bizce bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey;
adaletten vazgeçmeden barış,
hukuktan vazgeçmeden bütünleşme,
milletin vicdanını yaralamadan terörün sona erdirilmesi
ve milletin doğrudan iradesiyle güçlendirilmiş bir meşruiyet zeminidir.
Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren böylesine tarihî bir meselede son söz, mümkün olan en geniş demokratik meşruiyet içerisinde milletin kendisine ait olmalıdır.
Milletin iradesi olmadan, millet adına tarihî kararlar alınmamalıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
ANADOLU DÜŞÜNCE VE STRATEJİ MERKEZİ (ASTEM)