İşte Part 1:
Carl Jung Felsefesine Göre İlişkiler – Part 1
Neden Hep Aynı İnsanlara Çekiliyoruz?
Hiç düşündünüz mü? Neden bazı insanlar hayatımıza girer girmez bize çok tanıdık gelir? Neden bazen mantığımız "uzak dur" derken kalbimiz tam tersini ister? Carl Gustav Jung'a göre bunun cevabı, yalnızca karşımızdaki kişide değil; kendi bilinçdışımızda saklıdır.
Jung, insanın yalnızca gördüğü yönlerden oluşmadığını söyler. Her bireyin içinde fark etmediği, bastırdığı ya da henüz keşfetmediği bir dünya vardır. İşte ilişkiler, bu görünmeyen dünyanın en güçlü aynalarından biridir.
Çoğu zaman birine âşık olduğumuzu düşünürüz. Oysa Jung'a göre, aslında o kişinin üzerine kendi hayallerimizi, eksiklerimizi ve özlemlerimizi yansıtırız. Karşımızdaki insanı olduğu gibi değil, görmek istediğimiz gibi görmeye başlarız.
İlişkilerin ilk dönemindeki büyülü hislerin bir nedeni de budur. Zaman geçtikçe perde aralanır ve gerçek kişilikler görünmeye başlar. İşte o noktada ilişki ya derinleşir ya da çözülmeye başlar.
Jung'a göre sağlıklı bir ilişki, iki eksik insanın birbirini tamamlaması değil; iki bütün insanın birbirine bilinçli şekilde eşlik etmesidir. Çünkü gerçek sevgi, ihtiyaçtan değil, farkındalıktan doğar.
Belki de kendimize sormamız gereken ilk soru şudur:
"Ben gerçekten karşımdaki kişiyi mi seviyorum, yoksa onun bana hissettirdiklerini mi?"
Bir sonraki yazıda Jung'un en dikkat çekici kavramlarından biri olan **"Gölge"**yi ele alacağız. Bizi en çok öfkelendiren insanların, aslında bize kendimiz hakkında ne anlattığını birlikte keşfedeceğiz.